Ev halkı anlamına gelen Ehlibeyt kavramı, sosyolojik açıdan ev sahibiyle eşini, çocuklarını, torunlarını ve yakın akrabalarını içine alır. Bu kavram, Kur'an-ı Kerim'de üç ayette geçmektedir.
"Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehlibeyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." ayetinde Ehlibeyt kavramıyla Hz. Peygamberin ailesi kastedilmektedir.
Peygamberimiz, eşi Ümmü Seleme'nin yanındayken bu ayet inmiştir. O sırada orada bulunan Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i kollarının altına alarak "Allah'ım, bunlar benim Ehlibeytimdir. Onları günahlarından temizle!" diye dua etmiş, bunun üzerine Ümmü Seleme validemiz kendisinin Ehlibeytten olup olmadığını sormuş, Peygamber Efendimiz de ona, "Sen zaten hayır üzeresin, Peygamber eşisin." şeklinde cevap vermiştir.
Türk milleti büyük bir sevgi ve saygı ile Hz. Peygambere bağlanmıştır. Milletimiz Allah Resulünü sevip onun insanlığa sunduğu değerlere sahip çıkarak, söz ve davranışlarında onu örnek almıştır.
Yeni doğan çocukların kulağına ezan okunarak Hz. Peygamberin adı anılmış, türkülerde ve ilahilerde, onun adı güzel sözlerle dile getirilmiştir. Peygamber sevgisi gönüllerde yaşatılmıştır. Milletimiz askere giden genç evlatlarına Peygamberimizi çağrıştıran "Mehmetçik" ismini vererek ona olan sevgisini göstermiştir.
Milletimiz, Peygamber sevgisinin tezahürü olarak camilerde, miscitlerde Muhammed ismini levha olarak koymuştur. Yazılan hilyelerde Peygamberimizin bir takım özellikleri konu edilmiştir. Toplumumuzda Hz. Peygamber'in adı anıldığında salavat getirilerek ona olan sevgi dillendirilmiştir. Ramazan gecelerinde mahyalarda ona duyulan sevgiyi yansıtan yazılar yer almıştır.
Sabretmek, sıkıntılara ve zorluklara göğüs germek, bunlar karşısında yılgınlık göstermemektir. Sabırsızlık, istediğimiz sonucu elde etmemize engel olur. Olgunlaşmamış bir meyveyi kopardığımız zaman, ondan yararlanamayız, başkalarının yararlanmasına da engel olmuş oluruz.
Hz. Muhammed, hiçbir işi yarım bırakmazdı. Başladığı işi azimle ve sebatla yapardı. Müslümanlara da sabırlı ve sebatlı olmalarını tavsiye ederdi. Onların, "Yalnız veya güçsüz kaldım." ya da"Yoksul veya hasta oldum." diyerek karamsarlığa ve ümitsizliğe kapılmamalarını öğütlerdi. Nitekim Allah bu yönde davranılmasını buyurmuştur: "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz ona döneceğiz, derler." Bakara suresi 155-156. ayetler.
Hoşgörü, farklılıklara karşı tahammül etme ve anlayış göstermedir. Başkalarının düşünce ve inançlarına saygı göstermektir.
Hz. Peygamber hoşgörülüydü ve arkadaşlarına da hoşgörülü olmayı tavsiye ederdi. O bir hadisinde "Hoşgörülü ol ki hoş görülesin." buyurmaktadır. Gelecekten umutlu bireyler, sevgiye önem verir ve insanlara hoşgörüyle yaklaşırlar. Allah bu gerçeği Kur'an'da açıkça bildirmiştir: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur." (Fussilet suresi, 34. ayet)
Kolaylaştırmak, bir işin yapılmasının önündeki engellerin ve güçlüklerin kaldırılmasıdır. İslam dininin amacı, hak ve adaletten sapmadan işlerin rahatlıkla yürütülmesini sağlamaktır. Hz. Peygamber, dinin anlaşılmasını ve yaşanmasını zorlaştırıcı ve engelleyici her türlü olay ve anlayışa karşı çıkmıştır.
İslam dini kolaylık dinidir. Allah Resulü kolaylaştırma konusunda, "Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez..." (Bakara suresi, 286. ayet) ayetindeki genel ilkeye uygun hareket etmiştir. Herkesin kapasitesi oranında sorumlu tutulması, bu yaklaşımı ortaya koymaktadır. İslam'ın anlaşılmasında ve yaşanmasında, Allah kullarına zaten herhangi bir zorluk yüklememiştir. Bu gerçek Kur'an'da şöyle ifade edilmiştir: "... Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez..." (Bakara suresi, 185. ayet) Hz. Peygamber,bu ayetleri dikkate alarak, insanları yanlış anlayış ve hurafelerden uzaklaştırmaya çalışmıştır. Kolaylaştırma konusunda onun verdiği mesaj son derece açıktır: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin." Bu ilke hepimize ışık tutmalıdır. Çünkü dini zorlaştırmak, onu yaşanabilir olmaktan uzaklaştırır.